25 Kasım 2013 Pazartesi

Göçmen Düşler

Gök gürlüyor.
Gök güllüyor.
Gök gülüyor.
Gök yüzünün pervasız tavrına sinirlenen şimşek
Çakıyor. Sağ çakıyor, sol çakıyor.
Bir aparkat çıkarıyor.

Birbirine etiket yakıştırmış insanlar.
Çıkartmalar yapıştırmış gökyüzüne.
Tavanlarında öldürdükleri çocukların sureti.
Her biri kuyruklu.
Milyonlarcasıyla göz göze.
Damacananın içine sıkışmış bir kola şişesi,yarısı kesik.
Evin tavanı parçalı bulutlu.
Bulutlar kasvetli, bulutlar efkarlı.
Bulutlara sağnak dert üflenmiş.
Yıldırım odanın tam ortasına düşmüş. 
Hendekte filozof tarlası.
Pisagor'un gözlüklerini takmış fareler.
Zincire vurulmuş Prometehan.
Masaldan çıkagelmiş anka.
Damacana dar, damacana derin...
Yolda dibi düşmüş gelirken kola şişesinin.

Sahiden kaç kişiyle gelmiş misafirliğe edepsiz.
Her birinin elinde sigara...
Bir de bacak bacak üstüne atmış, tesbih sallıyor güvercin.
Masada bir kaç şişe...
Alkolü günler önceden tükenmiş,
Iştahla öpecek dudak arıyor.

İtaatkar efendimiz yorulmuş,
Köpeğinden müsaade isteyerek kıvrılmış peteğin dibine.
Gök yüzü gürlüyor yine.
Güllüyor yatağı bulutlar.
Kırmızı düşüyor akıllara.
Al oluyor düşlerim.


Güneş doğuyor çıplak tavana.
Tavan utanmış, hemen üstünü giyiniyor.
Yerin dibine giriyor utancından.
Dokuza ramak kalıyor çatısı çöküyor evin.
Toprak kokuyor pencereler.
Nem kokuyor. 
Romantizmam azdı yine
Kendime hakim olamıyorum.
Aynayı öpüyorum dudaklarından.
Yatağa atıyorum bornozumu
Öylesine çıplak kalıyor zavallım.
Sonra koltuğa oturuyorum.
Yatak ve bornozum birbirlerine sarılıyorlar.
Ben gözlerimi kapatıyorum. 
Odadaki herkes bülbül kesiliyor.
Perdeler dans ediyor şarkıyla.
Kapıdan armonik sesler geliyor.
Öylece alkışlıyor pencerenin kanatları.

Kırılan kanatlarıma benzetiyorum onları.
Özgür olduğumu düşündüğüm zamanların hatıralarına...
Zihnimde tutsak olan sevgili düşlerim...
Özlüyorum...
Karşımda duruyor katilin.
Çatısına ağaçlar ekilmiş,
Ağacına yapraklar dikilmiş...
Burada herkes görmüş-geçirmiş.
Gitmek lazım efendim.
Göçmek lazım...

24 Kasım 2013 Pazar

Korunmasız Aşk

Eylül'ün ayazında uyandım sabaha.
Hatırladığım tek şey herşeyi unutmuş olmamdı.
Yalnızdım.Mütemadiyen her zamanki gibi.
Ayaklarım soğuktu.
Yastığım içine çökmüş.
Düşüncelerimin ağırlığından meczup.
Sokaklar tenha
Issız sokaklar.
Sokaklar acılı...
Yalnızlık bırakılmış avlulara.
Çöp konteynırları gecelik aşklarla dolmuş.

Masum bir öpücük konduruyor, genç kıza ihtiyar.
Kız ölmüş.Aynada  ölüme bakıyor zavallım.
Bir köşe de şarapçı onları izliyor.
Yanında yıllarca aşk yaşadığı şarap şisesi.
Öylesine sarılmış ona.

Avludaki yalnızlığın sesi duyuluyor sonra.
Herkes avluya toplanıyor. 
Her gelen bir parça götürüyor yalnızlıktan.
Sonra bir bakmışsın birden susuyor sokak lambaları.
Çıkardıkları uğultu lal olmuş.
Bir bakmışsın hanelerde ışıklar sönmüş.
Her giden yalnızlık korunmasız girmiş yatağa.
Kendini koruyamamış.
Öylece çoğalmış.

Şimdilerde şarapçı yalnız, şişesi yalnız.
Ayna yalnız, kız yalnız.
Ölümü öpen ihtiyar yalnız, ölüm yalnız.
Konteynırlar her zamanki gibi gecelik aşklarla dolu.
Sokaklar yine yalnızlık kokuyor.
Ne zaman ki aşkı bırakıp yalnızlık üretmeye başladık? 
İşte o zamandan beri aşklar yalnız.
Aşklar çıplak.
Aşklar ürkek...
Aşklar avlularda ölüme terkedilmiş.
Ölmüş aşklar.
Aynaya bakar olmuş
Ölümü öper olmuş
Şişeye sıkışmış.
Köşeye sıkışmış.
Her ölen aşkın peşine bir yalnızlık peydah olmuş.