8 Şubat 2013 Cuma

Umut Dolu Kanolar


Afrikalı çocukların kanolarının,
Denizin büyük dalgalarını yarıp gelen binlerce grostonluk gemilere yanaşıp
Mütevazice uzattıkları muzlar gibiydi aşk.

Öylesine cüretkar.
Öylesine lazım gelen.
Öylesine ihtiyaç duyulan,
Öylesine umut beslenen.

Soyundum şimdi bütün çıplaklığımla gözlerine
Derimi etimden,
Tırnaklarımı parmak uçlarımdan,
Gözlerimi yuvalarından soyundum da geldim.

Dokun öyleyse tenime.
Kurbağa değilim ki ben öpüşünle prens olayım.
Ama gel sevişelim seninle
Ne ben prens olayım ne de sen prenses
Mütevazi aşıklar gibi bahtiyar olalım.

Hem ben sana kutup rüzgarlarıyla yanıp geldim.
Sahray’ı saniyeler içinde koşup geldim.
Atlas’ı köpek balıklarından kaçıp geldim.
Sana öylesine gelmedim ki …
Ölüme caka satıp,
Azrail’e küsüp geldim.
Şimdi benden gitmemi istiyorsun öyle mi?

Öyleyse kalbimi çıkar bir kutuya koy,
Gözlerimi kavanoza, zeytinlerin yanına koy.
Bedenimi yak ve dök denize küllerimi.
Öylesine aşkla, öylesine umutla
Öylesine şehvetle gelmişken sana,
Köpek balıklarına sövmüşken,
Azrail’e küsüp sırtımı dönmüşken,
Gitmek ölüm olmaz mı zaten?
Ben gitmeyeceğim.
Ama sen öldür eğer öyleyse.

Kanosundan muz uzatan Afrikalı çocuk umutlarımı ,
Azrail’e kafa tutan cesaretimi öldür
Okyanus boyunca kaçan bedenimi öldür.
Öldür öldürebildiğin kadar beni…
Sanır mısın ki ölecektir aşk…

Ölmez elbet
Çünkü hiçbir kurşun,
Hiçbir giyotin,
Hiçbir ip,
Hiçbir veda öldüremez aşkı

Leyla ile Mecnun
Tahir ile Zühre
Adem ile Havva
Ferhat ile Şirin
Annem ile babam misali…
Ne aşklar ölür, ne de aşıklar…

Mustafa Aksoy




5 Şubat 2013 Salı

Öldüm Öyleyse (şiir)


Hep uzak bakışlar, pak gülüşler…
Tatlılık abidesi tebessümler…
Bana  değil sergilenen bu cevher
İnat olsun, and olsun
İçten  içe intihar edersem eğer
Yad olsun…

Sussun efkarlı öten bülbüller
Sızlanmama  şakırdayan meyler…
Tamburumun tellü duvaklı gelini,
Ahenk içinde  sussun.

Yıkılsın cümle alem, yakılsın!
Selvi  selvi  endamına karşı duran kör olsun
Lal olsun. Sussun bülbüller.
Avlularda sevişen  güvercinler  yok olsun.
Kırlangıç şevkatiyle öpüp koklayamadım ya!
Bütün kırlangıçlara ibret olsun.
Ekmeğine tuz, gözüne yaş,
Sevgine nail olamayan bu beden çürüsün ölümüne.
Efkar şarkıları sussun
Bütün gamlara, ezgilere lanet  olsun…

Ne varsa içimde sana dair ; sana kalsın!
İnfasıma cellatım olan ellerim ellerinsiz kalsın.
Son bakışa muhtaç gözlerim, gözlerinden ırak…
Neylesin bu can sensiz?
Nefessiz ciğer mi çalışırmış?
Haydi be oradan!
Nefese ihtiyacım varken yoktun…
Nefes alma yetim kaybolduğunda gelsen ne?
Gelmesen ne!

Ekşiyen suretime son bakış bak.
Bana uzak gözlerinle, soğuyan bedenime
Son bir nefes kat.


Hep bana uzaktın …
Ve yine öyle kal iyisimi.
Kendi intiharına kucak açan bedenin görüntüsüyle gelmeyeceğim sana.

“Biliyorum üzüldün.
Opamuk yumuşaklığıyla huzur veren yanaklarına misk kokan göz yaşlarının her değişinde,
Ben bin ölürüm…
İyisi mi sen hiç gelme…
Çünkü ben seni uzaktan sevmeye alışığım…
Hayalin baş ucumda uyumaya, onu öpüp koklamaya alışığım

Yapma !
Duyamayacağım mesafelerden konuşma bana…
İç dünyanda yaşama.
Ya koşa koşa gel sarılalım.
Ya da koşa koşa çık git hayatımdan.
Sebepsiz, aşksız bir bakışa ağlamayalım.”

Diyemedim…
Diyemem de…
Uzaktın… Hep öyle kaldın.
Ben hayalinle dertleştim, ağladım.
Belki farkında olmadın.
Belki uyurken yanağımı öptüğümü hissettin(?)
Belki sen de öptün beni.


Öldüm yine de çaresizliğime.
Kendi  içimde ölürken güldüm…
Senaryo eksik,oyuncu eksik…
Tek başıma doğaçlama oynadım aşkı.
Beceremedim!
Çünkü hiçbir taklit,
Hiçbir hayal,
Hiçbir hayat
Seni yaşatamaz bana…

Öldüm öyleyse.
Baş ucumda duran hayaline
Son bakışımdı.
Hayalin ‘ Gitme’ dedi.
Bilemedim sebebini.
Sen ‘ Gitme’ demezsen;
Ben ‘ İtme’ demem.
O uçuruma terk ederim bizi!

Ama
Sen ‘itme!’