14 Mart 2014 Cuma

Gürültü.

Bilmem kaç kişi benimle aynı şeyleri hissediyor yürürken. Bir dakika! Bu durumu kişilerle sınırlamak yanlış olur. Kaç canlı demem gerekiyordu. Darvin Evrim Teorisini yanlış yorumlamış.
Bence insanlar hayvanlardan (maymun) gelme değil. hayvanlar insanlardan türemiştir. Modern zaman, uzay çağı denilen bu dönemde çevremizde ne kadar çok iki ayaklı hayvan görüyoruz! İki ayaklı ve konuşabiliyorlar.

Konuşmaları hiç bitmiyor.İstemsiz şahit oluyorsun konuşmalara. İş yerinde, sokakta, kahvede, kütüphanede, sinemada, yatakta, tatilde!!! Birileri sürekli konuşuyor. Sürekli...
Şahit olunan konuşmalar da hayati önem taşımıyor ha! 'Arzu'nun kocası Mehmet Arzu'ya çiçek götürüyormuş her akşam ya da Melahatin kızı mahallede çocuklarla fingirdeşirken abisi bunu görüp bir güzel dövmüş.' ve daha niceleri. Sokaklarda ilim, adalet konuşulmaya başlanmadığı sürece kulaklarıma pamuk tıkamak istiyorum.

Bazen soracak oluyorlar bu kadar yürüyüşün sebebi ne? Sebebi şu: kilometrelerce yol yürüdüm ve işittiğim tek şey insanların hep boş konuşmaları, dedikoduları oldu. 
Geçenlerde ntihar etmek istedim. Çalıştığım inşaatın çatısından atsaydım kendimi iyi hissedecektim biliyorum. Ama yapmadım. İntihar etmek istememin sebebi de öyle ahım şahım bir şey değil ha! 
Öğle paydosunda yemek almaya giderken insanların lüzumsuz konuşmalarına takıldı kulaklarım ve çok ağır yük hissettim üstümde. İnsanlar bu kadar boş şeylere kafalarını yorarken ben neden hep polyanna oluyorum dedim. Neden daha iyi bir insan olma uğraşındaydım ki? Ne de olsa arkamızdan boş boş atıp tutacaklardı.
Dedim atayım kendimi aşağıya. Tabiri caizse götüm yemedi. Vaz geçtim.En azından bir süreliğine. Sonra dedim gidip bir kaç şişe bira alıp içeyim akşama. Tekele gittim orda da bir kasvet bir gereksiz kelime topluluğu. Vurdum masaya yumruğumu. Elim acıdı sormayın.

Bu gereksiz kelime kalabalığı öyle zihnime işledi ki Yavuz Çetin gibi uçup konamamak istedim. Kurt Cobain gibi müptela ölmek istedim. Sonra herşeye kızıp bir Angus Young  edasıyla gitarımı elime alıp sırt üstü uzandım. Yine ölemedim. Bazen diyorum kendi kendime bu kadar boş kelimeler havada sevişirken nasıl oluyor da yaşayabiliyorum?
Nasıl olduğunu bende bilmiyorum. Gereksiz bir kelime cümbüşünün ortasında buluyorum hep kendimi. Ağırlaşıyor başım, omuzlarım yere sürtüyor. Ayaklarımı koltuk altıma sokup koşmaya çalışıyorum. Çabam boşuna, biliyorum! 
.
Bir hikaye anlatayım size. Yada anlatmak demeyeyim şu an uyduruyorum. Allah sabır versin.

" Küçük bir çocuk varmış. Çok küçükmüş. O kadar küçükmüş ki babası cebinde gezdiriyormuş. Yani o kadar küçükmüş. Küçüle küçüle mikroskopla görülür olmuş. Yaşı 40 a merdiven dayamış ama yine küçükmüş. Çocuk o kadar küçükmüş ki 190 boyunda olmasına rağmen küçücükmüş. Tartıya koymuşlar gram gelmemiş. 100 kiloluk beden gram gelmez mi yahu? İşte o kadar küçükmüş.
Beyninin olmayışı o kadar küçültmüş. Küpküçücük kalmış zavallım. Ama bir zamanlar büyükmüş bu çocuk. Büyük olduğunu ve daha da büyüyeceğini düşünüp böbürlenip küçülmeye başlamış. Sonra hep etrafındakileri çekiştirip küçülmüş. Yalanlar söyleyip, hakka girip küçülmüş. Ama en çok boş konuşmak küçültmüş onu. Sonra çocuk dayanamayıp kafasına yular geçirmiş.O kadar küçülmüş ki yularda  sallanırken ipler birbirine kavuşmuş." 

Demem o ki boş konuşmayın. Hayatımda yazdığım en boktan yazıyı sunuyorum size. Ben boş konuştum ama siz boş konuşmayın. He bir de boş konuşurken yüksek sesle konuşmayın.

Çevrenizde sizin iğrenç kart sesinizi, ağzınızdan çıkan kelimeleri dinlemek istemeyen bir sürü insan olabilir. Farkında olmadan insanların katili olabilirsiniz. Gidip kitap okuyun, müzik dinleyin, yazı yazın. Yani boş vaktinizde boş konuşup insanları yormayın!

Şimdi sayfayı kapatıp düşünebilirsiniz! Şiiişt biraz sessiz düşün.