7 Şubat 2014 Cuma

Çocukken Önyargıyla Büyüdük ( Yaşadığım Bir Hikaye)

Henüz koşmaya yeni başlamış bir çocukken kaçmayı öğrenmiştim.Evet kaçmayı öğrenmiştim, tam olarak söylemek istediğim bu. Çünkü kaçmak korkunun refleksidir. Bir insan eğer kaçıyorsa korkuyordur. Ama herkes korkunca kaçacak diye birşey yok. Böyle bir durum söz konusu da değildir.
Fakat koşmaya yeni başlayan bir çocuk ne kadar tanımıştır ki hayatı?

Evet hayal meyal aklımda. Bilinçaltıma işlemiş bir kere. Babamın henüz aldığı lacivert, parıldayan ve o zamanlara göre lükse kaçan arabasıyla hem gezmek babında hemde babamın işlerini halletmek amacıyla ufak bir gezintiye çıkmıştık. Aslında şimdi düşünüyorum da o anlar en kıymetli anlarımdanmış.
Çok iyi hatırlamamakla beraber Beykoz sınırları içerisindeydi işlerimiz. Belediyesi, vergi dairesi falan. Tabi bu henüz koşmaya başlayan bir çocuk için çok karışık ve anlaşılmaz konulardı. Sadece arabanın camından kafasını dışarı uzatıp, güneşin derileri kararttığı o havada serin esen rüzgarın tadını çıkarıyordu.
Ne belediye ne vergi dairesi umrunda değildi. Babasıyla aynı arabanın içinde dolaşıyordu ya daha ne olsun. Koşmaya henüz başlamış olmasına rağmen arabada oturmak yaramazlık yapmamak da keyifli oluyordu. Yalıköy yakınında bir binanın önünde durduk.
Babam tebessümle yüzüme baktı. Çok iyi hatırlıyorum simsiyah bıyıkları vardı. Neredeyse hiç kesmezdi zaten. O bıyık hep oradaydı. Çünkü o babaydı. Bana sorsalar baba dedin mi nasıl bir tip canlanır gözünde?
Kesinlikle bıyıkları olacak derim. Çünkü bütün babalar zaman zaman bıyık bırakır. Neyse konumuza dönelim.
Bana baktı ve tebessümle;
- Sen burada otur oğlum ben geleceğim hemen!

O an arabanın içinde tek kalmanın verdiği bir tedirginlik vardı, aynı zamanda o arabanın içinde dilediğim gibi yaramazlık yapabilmenin sevincide.
" Tamam" dedim. Babam arabadan indi. Hemen yanda duran mavi kapılı binanın içine girdi. Hiç unutmam mavi kapılıydı.Eski ahşap bir kapı ve kimi yeri çürümüş.

Tam o sırada şu anda içimi kaplayan ön yargım ortaya çıktı.

Renkli ve daha önce hiç görmediğim bir elbiseli, hafif tombul hatta bayağı tombul bir kadın, sırtındaki bohçasıyla tam karşımda duruyordu. O kadar esmerdi ki o an " bu teyze fırında mı pişti " demiştim. İlk defa benimle aynı ten rengine sahip olmayan bir insanla karşılaşmıştım. Belki ilk defa ırkçılığımı orada konuşturdum. Çünkü ben koşmaya yeni başlayan bir çocuktum. O sırtında kocaman bohçayı tek başına taşıyan çingeneden çok korkmuştum. Görüntüsünden korkmuştum önce.
Daha sonra camları açık olan arabaya yaklaştı. Artık gözgöze gelmiştik.Cebinden bir gofret çıkardı. Tam hatırlamamakla beraber günümüzde var olan çikolatalı gofretlere benziyordu.O gofretin tadını hiç alamadım. Çünkü örf ve adetlerimize göre yabancılardan birşey almaması gerekir henüz koşmaya başlayan çocukların. Çingene bana o gofreti öyle içten ve sevgi dolu bir gülümsemeyle uzatmıştı ki hayal meyal gözüme geliyor ve keşke o gofreti alsaydım diyorum.
Oysa ben örf ve adetlere uydum. İlk korkumdan kaçışımdı o ve bir daha da korktuğumda olduğum yerde kalamadım. O kadar korkmuştum ki o tombul tatlı çingenenin sevgi dolu bakışlarına korku dolu gözlerle karşılık vermiştim.Eğer hala yaşıyorsa çok üzgün olduğumu bilmesini isterim.Çünkü benim bir hatam yoktu. Bize yabancılar kötüdür öğüdü verildikçe biz de inandık. Hakları da var kötü olanı çok. Nereden bilecek koşmaya henüz başlayan bir çocuk bunu!

O arabanın şöför koltuğuna atlayıp kapıyı açmadan,açık olan camdan dışarı çıktım. Arabanın arka tarafına dolaştım. O çingene reddedilmenin verdiği üzüntü ve yaşam tarzının verdiği rahatlıkla döndü ve gitti. Ama eminim ki bir çocuktan bile " sen çingenesin" yargısını yemek çok canını yakmıştır. Şimdilerde çingenelere karşı bir sempatim var.

Bu hikayeyi neden anlatıyorum?

Çünkü yabancılar kötü olabilir! Ama kesinlikle öyle değildir. Hayatıma bodoslama giren binlerce yabancı var şu sıralar ve hiçbirinden zarar görmüyorum. Çünkü insana zarar veren yabancılar değil, o yabancılara karşı takındığı tavır ve duygulardır.

Ben o zaman bu ön yargıları kazandım. Ve maalesef hala daha bu yargılardan tam olarak kurtulamadım.

Şimdi nerede bir yabancı görsem, ne zaman bir ikram verilse hayatıma kabul ediyorum. Ama iyi ama kötü.

Ve artık geçmişte ve geleceklerde kalpler kırılmasın diye yalanlar söylüyorum

Kusura bakma çingene teyze o gofreti almalıydım. Ama i o an gerçekten acıkmamıştım.

Ve bu ön yargılar benden en çok mutluluğu alıyor.

Bu da mutlu edemeyecek ne de olsa diyerek gidilen her yol uçuruma çıkıyor. Çünkü abdest alınmadan kılınan namaz kabul olmaz. Sen mutlu olmayı dileyip ön yargılarını yeneceksin ki mutluluğu elde et.

Ki bunları ön yargılarının esiri olmuş bir köleden duymak garip olabilir.
Söylemek isteyip söylenmeyen bütün kelimeler aşkına. Sevgiyle, aşkla, mutlulukla, ailelerinizle ve hayatınıza girecek olan yabancılarla sağlıklı bir yaşam içinde kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.