Ben oldum olası tebeşir kokan
sınıflarda eğitim verilmesini anlamamışımdır. Geniş bir sınıf vardır ve sıralar
simetrik dizilmiştir ve işin ilginci en önce genelde en uzun boylu ve en zeki
öğrenciler oturtulmuştur. Çünkü öğretmenin işi sesinin ulaştığı yeri
eğitmektir. Yedi yaşında çocuklar arasından seçmece yaparlar. Çünkü dinlemeyene
anlatmak zordur. En önde zeki öğrenciler arkadaki tembel arkadaşlarına caka
satarlar. Arkadaki parmak kaldırsa öğretmen onu görmez. Zeki öğrenciler her
zaman bir puan öndedirler. İşin doğrusu öğretmende öğretmenliği öğrenememiştir
çünkü; avukat,hemşire,boyacı,simitçi,bilgisayar programcısı ya da kimyacı olma
ihtimali çok yüksektir. Mesela hep dikkatimi çekmiştir sınıf öğretmenleri. Mantıken,
yedi yaşındaki bir çocuğa eğitim verecek insanın çocuk psikolojisinden anlaması
lazım. Yani onu eğlendirecek ve eğlendirirken de öğretecek insanlar olmaları
lazım. “Ödevi yapmazsanız sizi sıra
dayağına çekerim” anlayışıyla yaklaşırsa
benim garip kardeşim arka sırada oturur tabi. Ailesi hep dayakla tehdit
etmiştir ve çocukcağız korkudan kaçırıyor altına.
Bir de anlamadığım şey derste sorulan
sorulara parmak kaldırmak. Toplumda abes bir bahis olan parmak bahsi çocukların
aklına neler getiriyordur kim bilir. Ben çok iyi hatırlıyorum derste parmak
kaldırdığım halde bana söz hakkı vermeyen hocaya” bu parmağı götüne sokacaaam
senin” dediğimi. Çünkü bende biliyordum. Arka sırada oturduğum için bana cevap
hakkı vermeyen demokrasi yoksunu otoriter zihniyete parmak atmak istiyordum.
Bana göre beyni daha bilgiye aç olan
çocuğa eğitim verecek kişinin özgürlük tanımını çok iyi bilip hümanist yaklaşım
sergilemesi gerekiyor. Bir de bilgili olmalı tabi. Ayrıca bütün bunların yanına
tiyatro, müzik, edebiyat vs katabilirse ne mutlu ona. En güzel öğretmendir o. Bizim mesela bir baş öğretmenimiz vardı adı
Kemal. Bu öğretmende sınıf öğretmeni değildi. Aksine askerdi. Özgürlüğün
tanımını çok iyi biliyordu ama. Din, devlet ayırabiliyordu. İnsanları da çok
seviyordu. Edebiyata, bilime,sanata çok düşkündü çoook. Çok şey öğrendim ondan.
Barışı öğrendim, insanlığı ve insanları sevmeyi öğrendim,kalemin kılıçtan
keskin olduğunu öğrendim. Özgürlüğü öğrendim her şeyden önce. Eşitliği ve
demokrasiyi, yurttaşlığı, vatan kavramını, kardeş kavramını ve dini ile dilimi
öğrendim. Kemal idi adı. Benim en
sevdiğim öğretmenim. Salıncakta da sallanırdı, siperlerde de kanlanırdı. Benim
öğretmenim askerdi.
Ben her söz istediğimde söz hakkı
verirdi. Çünkü hak milletindir ve yaratandan gelen bir şeydir. Bilirdi. Sadece
ben değil bütün öğrenciler severdi onu. Nerede bir çocuk görse başını okşardı.
Çocuklar için bayramlar kutlattırdı.
Benim öğretmenim insandı. Halkın
içinden biri olduğunu unutmazdı ve en önemlisi adam gibi rakı içerdi.
O zamanlar aklım yetmezdi ama bende
büyüyünce adam gibi rakı içip halk için kafa patlatacağım derdim. Benim
öğretmenim Kemal idi. Sırf eğitim için çabalardı. Sırf torunları, gelecek nesli
rahat etsin diye inklaplar yaptı. Kemal idi o Kemal. Bilseydi öğretmenliğin
para kazanmak için en kolay yol olarak görüleceğini bırakır mıydı sizin gibi
zübbelere bu kutsal mesleği.
O Kemal idi ve Mustafa idi.
Matematikte başarılıydı her zaman. Asker olmak için canla başla çalıştı da kurtardı
bu toprakları. İlim sahibiydi.
Kemal öğretmenimi sevmeyen dinini de
inkar etmiş sayılır belki. Çünkü o özgürlüğü bize öğretmeseydi hangimiz dinini
özgürce yaşayacaktı.
Şimdi kimin haddine benim öğretmenime
dil uzatmak.Utansın millet utansın. Peygamberden sonra gelmiş nadir insanlardan
birine dil uzatmak ne haddimize. Kemal öğretmenim bana alfabeyi vermiş, seçme
ve seçilme hakkımı vermiş, eşitliği vermiş daha ne isteyeyim.
Ben hep arka sırada oturup en ön
sırada okutulmayan hitabeyi okurdum. Kendine öğretmen sıfatını yakıştıranlar
matematik ile caka satarken İstiklal Marşı’nı okutmazdı. Gençliğe Hitabe’yi
okutmazdı. Noktası virgülüne öğrendim. Çünkü bana bunları burnu havada
öğretmenler değil Kemal öğretmenim öğretti.
Şimdi gelelim öğretmenliğe sürülmüş
lekelere… Bu kutsal mesleğin hakkını
veren de çoktur bilirim. Sözüm onlara değildir. Onlar kutsal insanlardır. Bir
öğretmen bir insanın değil binlerce belki de yüzlerce insanın geleceğinden
sorumludur. Sen ki aldığın para karşısında eğitim vermiyorsan ateşler içinden
çıkamazsın.
Öğretmenliği devlete sırtını yaslayıp
rahat bir hayat sürdürmek için isteyenlere Kemal öğretmenimi örnek
gösteriyorum. O öğretmenliği kürsü başında da yaptı, cephede siperde de. O
öğretmenliği sıcak odalarda elinde bir kumanda ile yapmadı. Hazır harflerle
yapmadı. Zorlukları aşarak soğuk odalarda ve elinde abaküsü ile yaptı. Harf
devrimi yaptı.
Kim bilebilirdi Kemal öğretmenim?
Öğretmenliğin bu kadar evrim geçireceğini.
Parmak kaldırmamazlık yapmıyorum
eskisi gibi. Parmağım hep havada ve
olurda söz hakkı alamazsam parmak atmayacağım kimseye o parmakla kara tahtanın
üstünde duran resmini ve Gençliğe Hitabe’n ile İstiklal Marşımızı göstereceğim
herkese en arka sıradan…
Mustafa Kemal Atatürk

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.