Caddelerde ki soğuk elmasların ışıltılı beyazlığıyla
gözlerimi almıştı güzelliği. Gelinlik giymiş çam ağaçlarının altında ellerine
üflüyordun nefesini. O zaman inanmamıştım nefesinin ellerini ısıttığına. Ta ki
dudaklarımda hissedene dek! Sonra sol
elinle sağ elindeki eldiveni çıkarıp cebine sokmuştun sağ elini.Cebinden telefonunu
çıkarıp kulağına götürmüştün. Sonra gözlerin gözlerime değmişti. İlk görüşündü
beni. Oysa benim her paniklememde hissettiğim duygundun sen. Her görüşümde ilk
görüşümdeki gibi heyecanla ve aşkla izlerdim hareketlerini. Hep söylemiştim
oysa ben ilk görüşte aşka inanmayanlardandım. Önceleri fiziğinle, çıplaklığınla
ve inleyişlerinle ilgilenmek istedim. Oysa gözlerimin seni her sevişinde,
saçlarına olan aşkımın varlığının bedenimi sarmaladığını hissetmeye
başlamıştım.’ İnsan ilk görüşte aşık olamaz. İlk görüşte ki yalnızlıktır!’
derken bunu kastetmemiştim oysa.
Telefonu kapatıp ilk defa gördüğün yüzümün çirkinliğine
aldırmaksızın ilk tebessümünü yapmıştın. Oysa davetiyeler kalın kartonlara
nakşedilmiş motiflerle olacak diye bir şey yoktur. Kimilerine İngiliz kumaşının
üstüne tılsım gibi parlayan boncukları olan bir davetiye, kimilerine ise sadece
bir tebessüm yeterlidir. Tebessümün ile beni davet ettiğin aşkın cinsel
içgüdülerine dokunmadan geçemedi hayallerim. O arzuladığım, o çığlık seslerinin
kulaklarımda nağmelendiği kadın. Sen…
Çam ağacının gelinliği altında aşkın çıplaklığında vücudunu
siper eden kadın… Kaldırıma bastığı için kaldırımdan alacaklı olan, oksijenin
soluğuna törenler düzenlediği sen… Kleopatra’nın önünde secde ettiği kadın.
Kadınların tanrısı.
Sana göre bir çam ağacının nostaljisiydi aşkımızın kaynağı.
Tebessüm edip verdiğin cesaretin tohumuydu çocuklarımız. Senin en duygusal anına gelmiş bir tesadüftü
sana göre. Bir aşka, bir güvene ve bir umuda ihtiyacın olduğu anlarda gelmişti
bu aşk. Senin gözlerin sadece böyle gördü her şeyi.
Oysa hiçbir şey öyle değildi. Tamamen kurgulanmış bir
pornonuyu tam ortasında bırakıp koşmuştuk aşka biz.
Tesadüfen soyunmamıştım gözlerine. Soluğunu tesadüfen öpmedim
. Bir kış günü peydahlanmamıştı aşkımızın tohumları.Zaten toprağın ikliminde
bile karda ağaçlar meyve vermezler. Yaratanın verdiği bu duygunun tesadüfen
önünde secdelediğini düşünüyorsan eğer yanılıyorsun. Aşkın müteahhiti olmaz
elbet. O tamamen plansız konar kalbine. Derme çatma bir yerleşke olan kalbinin
ihtiyaç duyduğu şeydir ve hemen buyur edilir içeri. Sende öyle yapmamış mıydın?
O telefondan sonra dolmamış mıydı gözlerin? Ağlayacak omuz değil miydi
aradığın? Karşına ilk çıkan insan değil miydim o an? Oysa ki her gün aynı
saatte beklediğim kişiydin sen. Aynı yer,aynı zaman ve her zamanki
güzelliğinle. O gelinlik giymiş çam ağacının türlü çıplaklıklarını gördüm oysa
sen oradayken. Yeşilden boğulmuş halden kurtulup hazanın soğuk bakışlarıyla
sararan doğanın en dik duran ağacıydı o. Sırf senin güzelliğinin esaretine düşmemek
için hep yemyeşildi yaprakları.
Şimdi sanıyor musun hiç beklenmediğim anda hayatıma girdiğini.
Oysa aşkımdan olacak çocukların hayalini kurarken kaç mevsimin gölgesinde kaldı
hayatım bilmiyorum. Ve yine biliyorum ki
beklenilen her an için ödüllendirildim. Cıvıl cıvıl çocuklarımız oldu
yorganlarda ve çarşaflarda. Yeni besteler kurguladım soluğundan. Hep hüzzamda
olan duygularım nihavent aksanıyla seslendi sonra sonra. Bir aşkın verebileceği
tadın dozu ne kadardır diye düşünürdüm hep. Aslında görüyorum ki aşkta doz
yoktur. Her gece sevişip hiç sevişmemiş gibi acıkırsın karşındakinin
tenine.Ayıplardım kendimi ilk zamanlar. Sırf sevişmek için sevdiğimi düşünürdüm.
Sonra sonra anladım sevişmek sadece kola takılan saatmiş. Aşkın bin bir türlü
aksesuarından sadece bir tanesiymiş. Bunu zamanla ve seviştikçe anladım. Badem
tenine her bakışımda aşık oldum. Nefesinden ilahiler türetip nefes nefese
kaldım. Yataktaki yastığı paylaşıp kavga yapardık hatırlıyorum. Oysa memur bize
‘ bir yastıkta kocayın’ demişti. Ama biz hep o yastığı paylaşmaya çalışmıştık.
Sonra memurun söylediklerini hatırlayıp altlı üstü bir yastıkta süzülmüştük.
Odanın sıcaklığından dem vururdun hep. Çırıl çıplak soyunana dek düşmezdi
ateşin. Ateşinle tenimi ısıtıp, ıslatırdın yüreğimi. İki oda bir salon evimizde
yaşam tek bir odada geçerdi. Çocuğumuz için ayırdığımız odaya eski eşyaları
doldurup çarşafta ve yorganda bırakmıştık çocuklarımızı. Kısır döngü her
defasında sevişmeden önce tartışıyorduk hatırlar mısın? Elbette hatırlamazsın.
Nerden çıktı o kamyon. Nerden girdi hayatımıza. Nasıl da
şarampole yuvarladı düşlerimizi. Omur iliğimde bir yoksunluk hissetmedim o an.
Sadece aklım gitmişti. Kalbimin ritmi kaybolmuştu sensizlikte. Bazen diyorum o
gün hiç olmasaydı. Hani sabah kahvaltıda tartışmasaydık. Anlayış gösterseydim
sana. Kahvaltı hazırlamamış olsan da sarılıp öpseydim seni. Hatta elinden tutup
beraber demleseydik çayı. Çayın yanına bir dilim beyaz peynir ve birkaç tane
zeytin. Oturup iştahla yeseydik. Sonra sarılarak çıksaydık evden. Dudaklarına
dokunup gözlerini öpseydim. Sonra işlerimize gitmek için ayırsaydık ellerimizi
ve sen arabana binip sakin sakin sürseydin arabanı. Ben ise yine yürüyerek
gitseydim iki cadde ilerdeki iş yerime.
Belki böyle yapsaydık, yani sabah tartışmamış, kırılası elimi
kaldırmamış olsaydım sana. Bayanlar çiçektir derken hiç yalan söylememiştim ki.
O an , o an nasıl olduysa kalkıverdi elim işte. Hep öptüğüm yanaklarına
dokunmuştu ellerim. Canını yakarken canımın çıktığını hissetmiştim. Ne kadar
pişman olsam da sen anahtarı alıp hışımla çıkmıştın evden. Arkandan koşup
yetişmeye bile yeltenmemiştim. Çünkü ilk defa vurmuştum sana. Şimdi elime bir
silah alsam kendimi idam ederim. O sabah bütün bunlar olmasa ve sen de sabah
sakin sürmüş olsan arabanı, o kamyona dokunmayacaktın belki de. Ve akşam ben
elimde bir küçük rakı almış bir şekilde eve gelecektim. Peşim sıra sen
gelecektin. Mütevazi bir sofra kurduktan sonra çakır keyif kafalarımızla
birbirimize aşk dolu sözler söyleyecektik. Gecikmeyecekti sana söylediğim
sözlerim. Peşi sıra ateş basacaktı içimizi. Arzulayacaktık biri birimizi.
Anason kokan ağızlarımızla vücudumuzu sarmalayacaktık. Yeni türküler yazacaktım
inleyişlerine. Yeni çocuklarımız olacaktı yıkanmış çarşafımızda.
Şimdi keşke diyorum. Biliyorum keşke desem ne, demesem ne?
Başparmağına yazılmış kimliğin bir kere. Yanındayken ateş
basan tenim artık daha soğuk yanında. Üstelik çıplaksında. Bu bile
ateşlendirmiyor beni. Yüzündeki pembeliğin yerini alan morluğun attığım tokat
yüzünden olmasını o kadar çok isterdim ki. Keşke yatmasaydın öylece. Keşke
vurmasaydım sana. Kırmasaydım.
Keşkelerin sonu yok. Şimdi nasıl bakarım ben evin
duvarlarına. O eve nasıl girerim? Çocuğumuza ne derim? O yatakta nasıl
uyuyabilirim sesinin ayak izleri yastıkta boy verirken.
Ne olur bir rüya olsun. Birden gel yüzüme su dök. Bir panikle
uyanayım, küfürler edeyim. Sonra tutup yatağa yatırayım seni. Kahvaltımı yine
hazırlama ama bu sefer öpüşerek
ayrılalım. Her an ebediyen ayrılacakmış gibi üzülelim ve hiç ayrılmayacakmış
gibi umutla bekleyelim akşam olmasını.
Ne olur uyanmak istiyorum. Uyandırsana…
Mustafa Aksoy
12/01/2013
Mustafa Aksoy
12/01/2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.