Kilometrelerdi aramızdaki
mesafe. Onu da tüketince tökezleyip kalırdık. Ne el ele tutuşabilirdik ne de
gözlerimizi ayırıp konuşabilirdik. Arkadaşça bir aşk yaşıyorduk belli ki. Onu
her arzulayışımda biraz sarılıyordum sadece. Sarılıp kumral saçlarının
dalgalarında kulaç atıyordum. Kokusunu soluyordum, o tropikal bölgelerde
yetişmiş meyveleri andıran kokusunu. Gözlerimi kapadığımda göğüslerini
avuçlayıp kulak memeleri ile emzirildiğimi hissediyordum. Biraz daha sıkı
sarılıyordum sonra. “ Seni çok seviyorum can dostum.” Diyordu. O zaman hayal dünyasından çıkıp gerçeğe
dönüyordum. Hayata döndüğümde yerin en dibine gömülüyordum. Aşk ya,
arzulamaktan kendimi alıkoyamıyordum. Adı Eda’ydı ama ben ona Lavinya diyordum.
Nedenini bilmiyordum böyle hitap etmemin. Sanırım bir sebebi yoktu. Lavinya hoş
kokulu ve narin…
Çağın en önemli iletişim
araçlarında biriyle başlamıştı platonik olan aşkımız. Yani ben ona ölesiye
aşıktım o bana can dostum diyerek belli ediyordu sevgisini. Neslin çoğu sanal
alemde aşk yaşarken ben de tadına bakmıştım bu meretin istemeden. Lavinya ile
bu şekilde bir arkadaşlık sitesinde tanışmıştık. Gençliğin,tazeliğin ve
fantezilerin sınırsızlığında, ergenliğin en arzulu zamanında tanımıştım onu. Sonralarda biraz samimiyet
başlamıştı. Gençtim,hevesli ve espiriliydim. Kızların hoşuna giderdim,
ukalaydım. Aslında acizdim de. Çünkü aşk benim için sex ile doğru orantılıydı.
Bana bunu hissettiren kızların hepsinden nefret etmiştim Lavinya’yı tanıdıkça.
O özel, o kutsal, o cennet kokan ve göğüslerini bebelerine emzirmek için açan
bir kızdı. Yani ben öyle aşık olmuştum ona.
Masumluğuna,dürüstlüğüne,sempatisine,ojesine,rimeline,rujuna,
dudaklarına,gözlerine yani her yerine. Cennet bahçesinden koparılıp yanaklarına konan
gamzelerine. Dalgalı saçlarının her gözüne gelişine, anneme “Nasılsın annecim?”
deyişine. Benimseyişine ve beni benim gibi sevişine aşıktım.
Çok gençtim o zamanlar ve henüz aşkın saf fısıltısını duyuyordum.
Lavinya’nın göğüslerinden çok bakışları ilgilendirir olmuştu beni. Evet
sarılınca bütün erotikliğiyle hissediyordum aşkımı. Ama ona hiçbir şekilde
hissettirmiyordum.Platoniktim ulan! Daha ne olsun?
Aşkı için arkadaşlarımı
mezara gömdüm çünkü onun omzunda ağlamak daha bir erotik hissettiriyordu
aşkımı. Bütün masumiyetimle sevişiyordum onunla. Ama o benim ona sarıldığımı
düşünüyordu.. Arkadaşlarımı öldürmem yetmedi ve peşi sıra önüme geleni öldürdüm
onun için.
Hikayeye geri dönüp anlatmak
istesem anlatabilir miyim bilmiyorum. Çünkü aşk bu. Anlatmak yaşamaktan daha
zor. Ben yaşarken çok zorlandım anlatırken ağlayabilirim. Nerden bakarsan aşka
çekici gelecek bir yer vardır ve aşk virüsünü kapmış olan herkes bir gün şiire
alışacaktır.
Bende şiirler yazarak aşık
olduğumu hissederdim. Bir sevdiğim yoktu ve sadece yalnızlığa dem vururdu
mısralarım. Hiç öpmediğim dudaklardan, hiç dokunmadığım tenlerden ve tatmadığım
kadınlardan bir şeyler alıp yazardım. Sonra birden yalnızlığıma ve
çaresizliğime söverdim. Değişen ne oldu derseniz, değişen şey sadece yazdığım
şeylerin gerçekliği oldu sadece. Sonuçta yine yalnızım.
Lavinya, internette sıkılmış
bir halde dolanırken arkadaşlık sitesine üye olmam ve çaresizliğimi internet
ile gidermeye çalışmam sayesinde karşıma çıktı. Aslında amacım sadece geyik
muhabbeti yapmaktı. Onunla ne sevişmeyi düşünecektim ne görüşmeyi. Sadece
internetten de olsa konuşacak biri olsun isteyerek başlamıştı konuşmalarımız.
Bu konuşmalara Messenger ile daha da samimileşip video görüntüleriyle iyice
ateşlenmişti.Giderek gerçek hayattan kopup sanal bir dünyaya adamıştım kendimi.
O hep güler yüzlü, samimi ve sevecendi. Beni en çok etkileyen özelliği ise
doğallığıydı.
Sonra bir ara görüşmeye
karar vermiştik. Ondan çok etkilenmiştim çünkü hayatımda ondan başkası yoktu.
Samimiyetimiz sevgiye, sevgi aşka dönüşmüştü. Görüştüğümüzde bu aşkın
alevlendiğini hissediyordum. Eminim o da hissediyordu. Çünkü ellerine
dokunduğumda avuçlarının terlediğini nefes alış verişinin hızlandığını
hissediyordum. Ama fındık büyüklüğündeki göz bebekleri heyecanını
gizleyemiyordu. Onlar beni görüyor ve beni benimsiyordu. Benim bebeklerimdi
onlar. Gençliğimin en huzurlu günlerindendi belki de o gün ve peşi sıra gelen
günler. Bir günlük görüşmenin ardından aylarca özlem çekmeler, aylarca özlem
çekip saatlerle özlem dindirmeler faslı başlamıştı.
Onunlayken yer yüzü magma
kadar sıcak, kutup kadar titrekti. Bir insan terlerken üşür mü? Eğer hasta
değilse elbette üşümez. Ama onunlayken kan ter içinde kalıp tir tir titrediğimi
hissediyordum. Yere basan ayaklarımın tabanında toprağı,çakıl taşlarını ve
kaldırımları hissetmiyordum. İyonosfer dalgalarının çarpıntısıyla donup
kalıyordum. Yamaçları bir nefeste tırmanıyordum çünkü o vardı. Lavinya…
Oksijen kaynağı, hayata
bakış açımı değiştiren kız.Yalnızlığımın düşmanı ve kahramanım. Çizgi film
karakterleri gibi çıkıp hayatıma yerleşen güzel… Pamuk Prenses’in güzelliğine
şahit aynanın daha güzel bulduğu güzel…
İşte o benim aşık olduğum
suret,o sima benim. Benim o kadın, o göğüsler, o kalçalar, o saçlar ve o zevk
inleyişleri benim. Dişlerinin arasına sıkışmış o dudaklar benim. Südyeninin
kilidini kırmış eller benim. Benim o fındık büyüklüğündeki göğüs uçlarını dişleyen
aslan. Bütün erotikliğimle, bütün fantezilerimle ve bütün sapıklığımla tam
olduğum yerdeyim. Sımsıkı sarılmışım ya bütün fantezilerimle hayallerdeyim.
Lavinya ile her görüşmemizde
biraz daha uzun sarılıyorduk ve ben böylece hayallerimi uzattıkça uzatıyordum.
Fakat ona hiçbir zaman bu arzularımı hissettirmiyordum. Çünkü ben onu benim
olarak arzuluyordum fakat onun hayatına benden başka herkes girip çıkıyordu.
Burnunun ucundaki aşktan oluşan dağı görmüyordu. Körü körüne aşık oluyordum. İşte o zaman anladım aşkın insanın kendini
yönlendirmesiyle doğacağını. Hiç tanımadığım, hiç görmediğim ve hiç
sevişmediğim hatta aynı oksijeni solumadığım birine aşık olmuştum.
O ise bana “ Can Dostum”
diyordu. Bu ne biçim dostluktu! Hasiktir
diyordum bana her öyle deyişinde. İçimden geçen küfürlerin ardı arkası
kesilmiyordu fakat o benim dişlerimin görünüşüyle güldüğümü düşünüyordu.
Sürekli değişen sevgililerini çağırıyordu buluşmalarımızda. Artık bizim için
değil de yeni sevgililerini tanımam için çağırır olmuştu. Oysa onu öylesine
içime sindirmiştim ki tanıştırdıkları yüzleri şimdi görsem hatırlamam.
Hiçbirinin sıfatına bakmıyordum.
Baktığım her yerde Lavinya. Kokladığım her koku
yine o. Susamıyordum ben Lavinya istiyordu canım. Takvimler Lavinya’yı
gösteriyor, saat Lavinya’nın gelmesine hep on kala oluyordu.
Onunla birlikte olabilmek
için öldürdüklerimin sayısını hatırlamıyorum. Ama en son babamı öldürdüm onun
uğruna. Babamın gözünde belki ölmüştüm ben ama önce onu öldürdüm. Lavinya ise
beni öldürdü daha sonra. Sonra ‘ ölümlerden ölüm beğen oğlum’ deyip kendimi
hayatta bıraktım. Sürekli acı çeker halde ve babamın sevgisine, küfrüne,
öfkesine özlem duyarak ve Lavinya’nın yok oluşunu anımsayarak her gece ölmek
için yatıyor ve ölmeden yeni bir güne
başlıyordum.
Sonra bir şey fark ettim.
Yeniden doğan güneş bana umut verdi. Yaşıyordum, nefes alıp veriyordum ve
sağlıklıydım. Babamı özlemek biraz canımı yakıyordu ama güçlüydüm. Çünkü bana
güçlü olmayı babam öğretmişti.Güçlü olmasaydım ağlardım ama ağlamamayı da öğretmişti.
Bu vurdum duymazlık değildi. Sadece kabullenebiliyordum.
Lavinya’nın gidişini de
kabullendim ve hayatıma yeni hayatlar sokmaktan çekinmedim. Her yeni hayat bir
çift dik göğüs ve bir vajina demekti. Ben de yeni hayatların bütün
niğmetlerinden yararlandım sarılarak. Hayallerin sınırı yoktu bunu çok iyi
biliyordum. Ve sarılırken kulak memelerini emip dudaklarını öpüyordum.
Hayallerimin sınırsızlığıyla hayatımın sınırları arasında sıkışık kaldığım için
içten içe bir kasık ağrısı çekip kendimi sabunun başında ve duşta buluyordum.
Keşke hayallerimdeki erkeğin civanmertliği gerçek hayatımda da olsa. O erkek
hiç olamadım çünkü ahlak sınırlarımın içersinde boğulup kalıyordum. Lavinya’nın
öldürüşüyle ölmüştü bütün cesaretim. Sadece öpüp koklamayla kalıyordum ve bir
gün ellerimin nasırlarıyla kendimi boğup öldüreceğim biliyorum.
Bu yüzden artık yumuşatıcı
kremler kullanarak mastürbasyon yapıyorum ve Lavinya’ya sarılırken daldığım hayalleri
düşünüyorum. Çünkü hayatımın bütün erotikliğini o hayallerle kaybetmiş bir insanım.
İnleme Lavinya biliyorum
sadece sarıldık ve birazdan gideceksin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.