26 Ocak 2013 Cumartesi

Sensiz Her Mevsim Kar Yağar


Soğuk iliklerimi donduruyor sen yokken. Sarıkamış’ın keskin yamaçlarında esen, karları yalayıp geçen rüzgarları soluyorum.Gırtlağıma dayamışım montumun fermuarını  yine de üşüyorum yokluğuna. Dişlerim zangır zangır yokluğuna çarpıyor. Ellerim ellerinsiz morarıyor. Sonra cebime götürüyorum onları. Ellerimi ayrı bir seviyorum çünkü dudaklarımızdan çok ellerimiz buluşuyor.
Cebimden bir kibrit çıkarıyorum. Gökyüzü bütün karanlığıyla kusuyor öfkesini yüzüme. Birkaç hamleden sonra yakıyorum kibriti. O beş saniye varlığını hissedip ısınıyorum. Kibritçi kızı oynamak iyi geliyor kısa da olsa. Kibrit sönüyor, ben sönüyorum, sen gidiyorsun ve ben donuyorum. İçimden üçe kadar sayıyorum. Allah’ın hakkı üçtür  diyorum kendi kendime. Ama bir- iki dedikten sonra üç demeye dilim varmıyor. Saymayı unutmuş gibi yapıp kandırıyorum kendimi. Tekrar tekrar 1- 2 deyip üçe küstürüyorum dudaklarımı. Bir umut işte belki gelirsinde hiç söylemek zorunda kalmam üçü. Allah aşkına, O’nun hatırına gel…
Bilmiyorum gidişinin kaçıncı yazındasın ama bana gittiğin günden sonrası hep kıştı.Hep üşüdü ellerim. Kora düşmüş yüreğimin buzları eriyemedi bir türlü. Hüzzama bulandı kulaklarımın şarkıları. Gönlümün akordu kaydı da düzeltmek için ne kadar uğraşsam alamadım istediği sevgiyi. Hep akortsuz kaldı yüreğim. Senden sonra kimseyi sevemedim. Şimdi yüreğime bıraktığın hüzzamlı tınıların cüzamlı suretlerinden kurtulmak için çabalıyorum. Soğuk iliklerime işliyor, ellerimi kullanamıyorum. Ağzımı açıp haykırmak istiyorum ama gidişinle sesimi de götürdün peşinden. Sessizliğimle baş başa bıraktın beni. Sana sevgimle birlikte sesimi de feda ettim. Vücuduma değen güneşin dondurduğu yerler hep dokunduğun yerlerdi.Bir tek kalbimi donduramadı bu soğuk. Çünkü sen oraya hiç dokunmamıştın.
Ne denli doğrudur konuşmak aştan, böyle pervasızca bir sevginin olduğu yerde. Düşüncelerimdeki kasvetin sebebi bu sevgisizlikken üstelik. Aslında gelmeni de istemiyorum. İstediğim sadece bana sıcağımı ve sesimi geri vermen. Bir bahar aşkına yeniden teslim edebilmek istiyorum kendimi. Bu kıştan, soğuktan ve Sarıkamış yamaçlarından kurtarmak istiyorum bedenimi. Çırıl çıplak bütün vitamini emmek istiyorum güneşin. Tıpkı göğüs uclarını emdiğim gibi. Annemin emzirdiği süte münkür gelircesine emdiğim göğüslerin.
Sonra göğüslerimin susuzluğuna sitem edip boynumdan emzirmem seni. Bütün çıplaklığıyla terk edilişimin fırtınası savurdu beni kışın ortasına. Nuh’un gemisiyle kurtulan canlar gibi kurtarılmaya ihtiyacı var yüreğimin. Maya insanının kehanetlerine kanıp öldürsem kendimi kurtulur muyum kıyametten? Kurtulamam elbet. Gidişinin yarattığı kıyametten daha büyüğünü yaşayacağını sanmam bedenimin. Ateşe çıplak ayakla girip üşüyen parmaklarımın közün içinde eriyişini gören gözlerime daha büyük kıyamet vurabilir mi ki?
Çöküşüme engel yok, çığdan kaçmama imkan yok. Karlı dağların dik yamaçlarına çivilenmiş ayaklarım,elden ayaktan düşmüş bir beden içinde hapsolmuş bir ruhum var benim. Hatırladığım son bahar sonu olmuştu insanlığımın. Bir mankurt saflığıyla ve pervasızca yaşamaya başladım gidişinden sonra. Yaşadım derken hiç kalp durur mu? Duruyor işte. Üstelik gidişinden beridir hiç atmıyor. Gidişinle sesimle birlikte kalbimi de götürmüştün nasıl unuturum. Küçük ellerine sığdırabildin mi yüreğimi? Hem bensizlik senin de canını yakıyor mu? Adem ve Havva’dan sonra en büyük aşk bizimki diyordun. Öyleyse bana havasızlık krizleri vururken sen Adem’ini özlemiyor musun?
Bak yine kar yağıyor yastığıma. Çarşafları hiç yıkamıyorum çünkü orada aşkımızın çocukları nefes alıyor. Biliyorum yaşıyorlar onlarda diğerleri gibi. Milyonlarca çocuk. Milyonlarca hayat ve birkaç gecelik ateşli aşk. Bir aşktan ne kadar çocuk doğabilir ki? Bir mi? Üç mü? Beş mi? On mu? Kaç nefes katabilir  bir aşk hayata. Kaç ağaca tekamül eder yeni hayatlar? Aşkımızın istatiğini tutmaya hangi zihnin gücü yeter? Bizim bir gecemizden doğan milyonlarca çocuğun isimlerini hangi nüfus müdürlüğü onaylayacak. Sahi biz çarşafta yatan çocuklarımızın isimlerini ne koyacaktık? Kaç farklı isim geliyor aklına? Yoksa alfabetik bir sıraya mı soksaydık isimleri. İnanıyorum ki evrende var olan isimlerin hepsini kullansak yine de aşkımızın tohumlarına yetmez bu isimler.
Gidişinden sonra çocuklarımızın ağladığını duyar oldum. O yatağa senden başka hiç kadın girmedi ki. O çarşaflar hala daha sen kokarken, üstünde yatan çocukları annelerini beklerken onlara başka bir kadının göğsünü uzatabilir miyim?
Senden başka bir çocuğu boynumdan emzirir miyim? Üstelik bu kadar üşürken. Titrerken ellerim, eklemlerim hareketsiz ,tablodaki fotoğrafına dikili kalan gözlerimden akan yaşlar buz olurken yapabilir miyim bunu?
Gidişinle sadece sesimi ve kalbimi de kaybetmedim üstelik mevsimlerim, günlerim , saatlerim kısacası zaman kavramım da kayboldu. Benim için saat hep gidişinin vakti. Mevsim hep kış ve her gün ayrılığının ertesi.
Kendi kendime soruyorum ‘ acaba bu gün vuslat olur mu?’ diye. Ama olmayacak biliyorum. Sadece buna inandırarak nefes aldırıyorum ciğerlerime. Oysa ölümün geri dönüşü yoktur. Bu kadar soğukta nasıl oluyor da hala yaşıyorum.
Vuslata ne kaldı?
Zaten zamansızım sensiz.Benim için bütün hayat sensiz bir gün demekken önemi var mı beklemenin?
‘Elbet bir gün buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak’ derken plaklar aklımı mı okuyorlar acaba? Elbette buluşacağız. Bunu plaklar bile anlıyor ama kalbim bir türlü anlamıyor.
Bekle sevgilim ölüyorum…
Mustafa Aksoy
06/01/2013  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.