26 Ocak 2013 Cumartesi

İsmin Öznesizliği


Ben ruhumu kaybetmiş ve aynı kaygan zeminlerden sıkılıp farklı tenler arayan bir bedeviyim. Kıçımdaki kıllar ağarmış olmasına rağmen hala aşkın gülen yüzüne denk gelmedim. Tek gecelik aşklar yaşayıp ertesi gün hülle ile boşardım korunarak. Efkarlandığımda bir tek atar, yanında Seyyan Hanım’ın Hasret şarkısının esintisinde sigara içerdim. Dişlerim beyazdı ve kadınların çok hoşuna giderdi. Zaten sigarayı da hep ihtiyarlamanın gerekliliği olarak gördüğüm için içerdim. Kanıma işlerdi müziğin ahengi. Parmaklarımı şıklatarak eşlik ederdim. Bir yandan rakımı yudumlayıp bir yandan dumana boğardım ciğerlerimi. Ellerimle hem de!
O şarkıyı taş plaktan dinlemek ayrı bir tahrik ederdi beni. Ama hep üzüldüğüm bir konu vardı. Kadehimi hep tek kaldırırdım. Sevdiğim tek kadının fotoğrafıyla göz göze gelirdim. Annemi özleyip biten kadehe bir tek daha doldururdum. Gün ışıldardı penceremin pervazlarına ve şişenin dibinde kalan son birkaç damlayı da yudumlardım. İş-güç düşünmeden çakır keyif koyardım yastığa başımı. Sonra yorganıma sımsıkı sarılıp yastığa gömerdim gözlerimi. Göz bebeklerime mezar olurdu yastığım. Yalnızlığıma ağlardım. Annemden başka hiçbir kadın mutlu edememişti beni. Ama o da yalnız bırakmıştı beni. Kırklı yaşlarımdan önce gezdiğim kaygan zeminlerin hayatıma tat kattığını düşünürdüm. Oysa ki sadece yalnızlığa bir adım daha yaklaştırıyordu. Kaygan ve ıslak zeminler! Dişiliğin tek ve yegane silahı…
Bir kurşun girmez vücuduna bu silahtan çıkıpta. Aslında sana giren yada çıkan hiçbir şey yoktur. Yine de yalnız kalırsın. Kalmadım mı? Kaldım elbet. Yıllarım, ağaran saçlarım yalnızlığıma şahit. Münker ve Nekir bir bir yazdı yalnızlığımı. Günahkarım. Günahlarımın arasına düşsem boyumu geçer derinliği. Bir çırpıda boğulurum aralarında. Hayatıma soktuğum ve hayatına soktuğum kadınların günahları bunlar. Gecelik aşklarımdan peydah olmuş çarşaf çocuklarının günahları…
İçimdeki karaktersizi öldüren tek bir kadın oldu. Kadın da denemez üstelik. Yirmisini henüz geçmiş, Bakire Meryem kadar bakire ve küçük göğüsleri olan kadın.  Şermin… Hayatıma giren yüzlerce kadın olmasına rağmen yalnız olduğumu hissettiren tek dişi. Annemden sonra beni göğüsleri ile besleyen kadın. Olgunluğumun altındaki çocuk düşlerime işleyen prenses.
Onunla Eskişehir’in  Barlar Sokağı’nda bir barda oturmuş biramı yudumlarken tanışmıştık. O barda garsonluk yapıyordu. Onu fark ettiğimde önümde duran birayı hızlı hızlı içmeye başlamıştım. Siyah likralı bir kotun üstüne sağ omzu açık bir tişört giymiş, tam ortasından ayırdığı kısa kesilmiş siyah saçları ve abartılı makyajı ile dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Göğüslerini diriltmek için destekli sütyen giymiş olduğu çok barizdi. Fakat göğüslerine nazaran kalçaları daha canlıydı. Yarı yaşım kadardı ve çok çekiciydi. Hep olgun kadınlarla yaşadığım aşkın ruhunu kaybettiğini fark etmiştim o an. Belki de buna inandırmıştım kendini. İşlevi ne şekilde yaparsam yapayım bütün tenlerden aynı tadı alıyordum. Şermin o gün beni inandığım bütün şeylerden vazgeçirmişti. İçtiğim biranın yerine yenisini söylüyor ve her yanıma gelişinde daha çok konuşmaya çalışıyordum. Ergenlikten yeni çıkmış  çocukların heyecanı sarıyordu bedenimi yanıma her geldiğinde. Ağarmış saçlarım ve sakallarımın altına giydiğim siyah deri ceket ve altındaki siyah, yırtık kot pantolonum  aslında gençliğimin tükenmediğini gösteriyordu. Her ne kadar yüzümde kırışıklıklar belirmiş ve saçım sakalım ağarmış olsa da  Şermin diriliğimi çabuk kavramıştı.
“Benimle yatmak mı istiyorsun sen ihtiyar?” dedi. O an bütün ahlak kurallarını ayaklar altına alıp dudaklarından çıkan kelimeleri öpmüştüm. Gecenin sonu pislik içinde olan bekar evimin yatak odasının duvarlarına yazılmış iniltiler oldu. Şermin yirmili yaşlarının dişiliği ile kendini bana bırakıyor ve beni kendine tutsak ediyordu.Bütün gecenin özeti sadece aşktı. Diğerlerinden hiçbir farkı olmayan ama aşk ile yapılan seksin sonucunda doğan çocukların hepsini peçeteler ile boğmuştuk.
Sabah olduğunda, yani kimileri için işten çıkış saati geldiğinde yatağımda uzanan küçük çıplak kadına takılmıştı gözüm. Küçük bedeninde bir fahişenin tecrübelerini taşıyan bu kadın beni derinden etkilemişti. Ona aşık olabileceğime inanmak istiyordum. Öldürdüğüm çocuklarımın vebali bedenimi sarmalıyordu. Artık öldürmek değil de yaşatmak istiyordum. Bir kadının rahminde bir yaşama sebep olmak istiyordum.
Şermin’i dudaklarından öperek uyandırıp kahvaltıya çağırmıştım. Çıplak bedeninin farkında değildi kalktığında. Yorganın altından çıktığında bedeninin çıplak olduğunu hatırlayıp tişörtünü sütyenini takmadan bedenine geçirdi. Bej rengi külotunu da giyip hazırladığım kahvaltıya oturdu. Mutfağın duvarında duran saate baktı. “ Hassiktir! Sınava geç kalacağım!” deyip saniyeler önce oturduğu sandalyeden kalkıp yatak odasına gitti. Elbiselerini giyinip hiç ses etmeden çıktı.
Dünyam  yıkılmıştı o an. En azından veda etmesini istemiştim. Bana yapılan bu orospu muamelesi hiç hoşuma gitmemişti. Hatta komidinin üstüne para bıraktı mı diye kontrol etmiştim.
Birkaç akşam evde oturup gündelik işlerimi yapmıştım. İşleri yaparken dünya umurumda değildi de sonrasında en büyük aşkımı düşünüyordum.
Birkaç akşam sonra tekrar o bara gittiğimde Şermin yine oradaydı. Üstünde straplez ,siyah bir elbise ve altında kırmızı dolgu topuklu ayakkabılarıyla, gözüm ile birlikte gönlümü de almıştı. İlk gördüğümde küçük bir kız olarak gözüme çarparken, şimdi dişiliği ile hormonlarımı hareket ettiriyordu. Beni görüp yanıma geldi. Yanağımı öptü. “ Buraya içmek için gelmediğini ikimizde biliyoruz ama bu akşam seninle olamam. Erkek arkadaşımın doğum günü partisine gideceğim. Bir de o gece harikaydın.” Dedi. Rahatlığı karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim. “ Erkek arkadaşın derken?” dedim. “Bunun bir önemi var mı? Tanrının bana verdiği bu kuyuya ne kadar çocuk gömebilirsem o kadar hayatım güzelleşir değil mi?”. Yıllarca bu mantıkla yaşayan bana Şermin’in düşünceleri öylesine mantıksız gelmişti ki. Onun bekaret kemerinin hiç çözülmemiş olmasını dilemiştim. Bir gecelik aşkı hiç yaşamasaydık demiştim. “ Ama bu kadar rahat nasıl olabiliyorsun? Kadınlığının hiç mi önemi yok?” dedim kolundan tutup. Gözleri önce koluna ilişti. Sonra yapmam gereken şeyi yapmam için bekledi. Fakat yapmadım. O kolu  tutup onu bu fahişe hayatın içinden çıkartmak istedim onu. “Kadınlık mı? Boşversene ihtiyar. Kadınlık derken bile bir sıfatı yok bedenin. İsimlendirilmişiz sorsan. Benim adım Şermin senin ismin ise sensin. Tanrı bizi dünyaya boşalmış . Tıpkı o gece peçeteye boşaldığın gibi. Böyle bir midesizliğin içinde bana ahlak dersi mi vereceksin? Benimle yatmak istiyor musun, istemiyor musun? “  deyip kolunu parmaklarımın arasından bir hamlede çekti. “ Hayır ben seninle yatmak istiyorum elbette. Deli gibi,çılgın gibi, azgın gibi istiyorum. Ama sadece benimle yat istiyorum bir yandan. Bedenini fahişeliğe devşirme.” Deyip yalvarırcasına gözerine baktım. Ama biliyordum sözlerimi duymamıştı bile. O kendi tanrı anlayışını çoktan benimsemişti. Oysa ki bende aynı şeyleri düşünüyordum onunla. Ama yanlış bir şeyler vardı. Benim hayatıma soktuğum kadınların haddi hesabı yokken bunu ahlaksızlık olarak görmüyor, Şermin’in hayatına benden başka erkek sokmasını fahişelik olarak görüyordum.İçimden ‘ Siktir et. İstediği seks ise sek gitsin.’diyordum. Sek sek oynaya oynaya öğrenmemiştim oysa seksi. Kızdım kendime. ‘O daha bir çocuk!’ diyordum kulağımda iniltileri çınlarken.
“ Çok şey istiyorsun sen ihtiyar.” Dedi hayallerimi darma dağın ederek. “ Sen gecelik ilişki değil de belki yıllık belki aylık sürecek bir ilişki arıyorsun. Ücretimi verdiğin sürece bir ömür katlanabilirim sana. Ama bedenimden verdiğim bu ikramı hoşuma gittiğin için verdiğimi sanma. Biraz para hayatı güzelleştirir.”  Deyip çürük bir gülüş attı gözlerime. O an tiksindim. Midem kalktı. Sonra midemin olmadığını anımsadım. Ben değil miydim yıllarca farklı zeminlerde aşkı tadan?  Şermin’in gözlerine baktım. Kolunu tutan elimi şiddetle yüzüne çarpıp barın kapısından koşar adım çıktım. O tokatı geçmişteki ahlakıma atmıştım aslında. Erkeklerin dilediğince cinsellik yaşayıp fors attığı, kadınların severek ilişkiye girdiği halde fahişe olduğu bir dünyanın tam ortasında öldürmek istedim kendimi. Bu kadar yalnız olamazdım bu evrende.
Şermin söyledikleriyle bana öyle darbeler vurmuştu ki günlerce evde tıkılıp kalmıştım. Sonra onun tenini arzulayıp o bara tekrar gittiğimde onun işi bıraktığını öğrenmiştim. Şehrin her köşesine bakmıştım. Ama hiçbir yerde yoktu. Sanki o tokatla onu yerin dibine sokmuştum. Öylesine üzülmüştüm ki sonra ağlayasım gelmişti. Onu bulup yolunun yanlış olduğunu ve beraber doğru yola girebileceğimizi söylemek istemiştim. Tanrının değil de Allah’ın kulu olduğumuzu ve onun bizi sandığı gibi dünyaya göndererek lanetlemediğini anlatmak istemiştim. İçimdeki bu maneviyatın çocukluktan gelen dini eğitimden geldiğini biliyordum. Bu bilgilerimi onunla paylaşmak istiyordum. Üstelik artık doğru ile yanlışı ayırabiliyordum. Her gidişin bir dönüşü olmadığını biliyordum ama bir yol ayrımı olduğunu biliyordum.Bunları ona da anlatmak istiyordum fakat ona ulaşamıyordum.
Bir gün kalkıp kahvaltılık almak için markete inmiştim. Kahvaltılık ve bir de gazete almıştım. Kahvaltımı yaptıktan sonra çayımı yudumlayıp gazeteyi okumaya başlamıştım. Gazetenin beşinci sayfasına geldiğimde yıllardır gözlerime hapsolmuş yaşlarım dökülmeye başlamıştı. Annemin ölümünden sonra ilk defa ağlamıştım. Haber de “Yirmi üç yaşındaki  B.A bardan çıktıktan sonra tecavüz edilip öldürüldü.”yazıyordu. Kız benim çok iyi tanıdığım, teninde can bulduğum Şermin’den başkası değildi.  Saatlerce habere bakıp ağlamıştım. O kız küçük bedeni ile bana öylesine büyük hayat dersi , fakat seçtiği yolun hezimetine uğrayıp erken tatmıştı soluksuzluğun tadını.
Oysa o bedeninde ruh varken bile çoktan ölmüştü. Ama ölürken bana can katmıştı.
Annemden sonra beni ağlatan tek kadın. Küçük kız Şermin…

Mustafa Aksoy
16/01/2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.