Ben ruhumu kaybetmiş ve aynı kaygan
zeminlerden sıkılıp farklı tenler arayan bir bedeviyim. Kıçımdaki kıllar
ağarmış olmasına rağmen hala aşkın gülen yüzüne denk gelmedim. Tek gecelik
aşklar yaşayıp ertesi gün hülle ile boşardım korunarak. Efkarlandığımda bir tek
atar, yanında Seyyan Hanım’ın Hasret şarkısının esintisinde sigara içerdim.
Dişlerim beyazdı ve kadınların çok hoşuna giderdi. Zaten sigarayı da hep
ihtiyarlamanın gerekliliği olarak gördüğüm için içerdim. Kanıma işlerdi müziğin
ahengi. Parmaklarımı şıklatarak eşlik ederdim. Bir yandan rakımı yudumlayıp bir
yandan dumana boğardım ciğerlerimi. Ellerimle hem de!
O şarkıyı taş plaktan dinlemek ayrı
bir tahrik ederdi beni. Ama hep üzüldüğüm bir konu vardı. Kadehimi hep tek
kaldırırdım. Sevdiğim tek kadının fotoğrafıyla göz göze gelirdim. Annemi
özleyip biten kadehe bir tek daha doldururdum. Gün ışıldardı penceremin
pervazlarına ve şişenin dibinde kalan son birkaç damlayı da yudumlardım. İş-güç
düşünmeden çakır keyif koyardım yastığa başımı. Sonra yorganıma sımsıkı sarılıp
yastığa gömerdim gözlerimi. Göz bebeklerime mezar olurdu yastığım. Yalnızlığıma
ağlardım. Annemden başka hiçbir kadın mutlu edememişti beni. Ama o da yalnız
bırakmıştı beni. Kırklı yaşlarımdan önce gezdiğim kaygan zeminlerin hayatıma
tat kattığını düşünürdüm. Oysa ki sadece yalnızlığa bir adım daha yaklaştırıyordu.
Kaygan ve ıslak zeminler! Dişiliğin tek ve yegane silahı…
Bir kurşun girmez vücuduna bu
silahtan çıkıpta. Aslında sana giren yada çıkan hiçbir şey yoktur. Yine de
yalnız kalırsın. Kalmadım mı? Kaldım elbet. Yıllarım, ağaran saçlarım
yalnızlığıma şahit. Münker ve Nekir bir bir yazdı yalnızlığımı. Günahkarım.
Günahlarımın arasına düşsem boyumu geçer derinliği. Bir çırpıda boğulurum
aralarında. Hayatıma soktuğum ve hayatına soktuğum kadınların günahları bunlar.
Gecelik aşklarımdan peydah olmuş çarşaf çocuklarının günahları…
İçimdeki karaktersizi öldüren tek bir
kadın oldu. Kadın da denemez üstelik. Yirmisini henüz geçmiş, Bakire Meryem
kadar bakire ve küçük göğüsleri olan kadın.
Şermin… Hayatıma giren yüzlerce kadın olmasına rağmen yalnız olduğumu
hissettiren tek dişi. Annemden sonra beni göğüsleri ile besleyen kadın. Olgunluğumun
altındaki çocuk düşlerime işleyen prenses.
Onunla Eskişehir’in Barlar Sokağı’nda bir barda oturmuş biramı
yudumlarken tanışmıştık. O barda garsonluk yapıyordu. Onu fark ettiğimde önümde
duran birayı hızlı hızlı içmeye başlamıştım. Siyah likralı bir kotun üstüne sağ
omzu açık bir tişört giymiş, tam ortasından ayırdığı kısa kesilmiş siyah
saçları ve abartılı makyajı ile dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Göğüslerini
diriltmek için destekli sütyen giymiş olduğu çok barizdi. Fakat göğüslerine
nazaran kalçaları daha canlıydı. Yarı yaşım kadardı ve çok çekiciydi. Hep olgun
kadınlarla yaşadığım aşkın ruhunu kaybettiğini fark etmiştim o an. Belki de
buna inandırmıştım kendini. İşlevi ne şekilde yaparsam yapayım bütün tenlerden
aynı tadı alıyordum. Şermin o gün beni inandığım bütün şeylerden vazgeçirmişti.
İçtiğim biranın yerine yenisini söylüyor ve her yanıma gelişinde daha çok konuşmaya
çalışıyordum. Ergenlikten yeni çıkmış
çocukların heyecanı sarıyordu bedenimi yanıma her geldiğinde. Ağarmış
saçlarım ve sakallarımın altına giydiğim siyah deri ceket ve altındaki siyah,
yırtık kot pantolonum aslında
gençliğimin tükenmediğini gösteriyordu. Her ne kadar yüzümde kırışıklıklar
belirmiş ve saçım sakalım ağarmış olsa da
Şermin diriliğimi çabuk kavramıştı.
“Benimle yatmak mı istiyorsun sen
ihtiyar?” dedi. O an bütün ahlak kurallarını ayaklar altına alıp dudaklarından
çıkan kelimeleri öpmüştüm. Gecenin sonu pislik içinde olan bekar evimin yatak
odasının duvarlarına yazılmış iniltiler oldu. Şermin yirmili yaşlarının
dişiliği ile kendini bana bırakıyor ve beni kendine tutsak ediyordu.Bütün
gecenin özeti sadece aşktı. Diğerlerinden hiçbir farkı olmayan ama aşk ile
yapılan seksin sonucunda doğan çocukların hepsini peçeteler ile boğmuştuk.
Sabah olduğunda, yani kimileri için
işten çıkış saati geldiğinde yatağımda uzanan küçük çıplak kadına takılmıştı
gözüm. Küçük bedeninde bir fahişenin tecrübelerini taşıyan bu kadın beni
derinden etkilemişti. Ona aşık olabileceğime inanmak istiyordum. Öldürdüğüm
çocuklarımın vebali bedenimi sarmalıyordu. Artık öldürmek değil de yaşatmak
istiyordum. Bir kadının rahminde bir yaşama sebep olmak istiyordum.
Şermin’i dudaklarından öperek
uyandırıp kahvaltıya çağırmıştım. Çıplak bedeninin farkında değildi
kalktığında. Yorganın altından çıktığında bedeninin çıplak olduğunu hatırlayıp tişörtünü
sütyenini takmadan bedenine geçirdi. Bej rengi külotunu da giyip hazırladığım
kahvaltıya oturdu. Mutfağın duvarında duran saate baktı. “ Hassiktir! Sınava
geç kalacağım!” deyip saniyeler önce oturduğu sandalyeden kalkıp yatak odasına
gitti. Elbiselerini giyinip hiç ses etmeden çıktı.
Dünyam yıkılmıştı o an. En azından veda etmesini
istemiştim. Bana yapılan bu orospu muamelesi hiç hoşuma gitmemişti. Hatta
komidinin üstüne para bıraktı mı diye kontrol etmiştim.
Birkaç akşam evde oturup gündelik
işlerimi yapmıştım. İşleri yaparken dünya umurumda değildi de sonrasında en
büyük aşkımı düşünüyordum.
Birkaç akşam sonra tekrar o bara
gittiğimde Şermin yine oradaydı. Üstünde straplez ,siyah bir elbise ve altında
kırmızı dolgu topuklu ayakkabılarıyla, gözüm ile birlikte gönlümü de almıştı.
İlk gördüğümde küçük bir kız olarak gözüme çarparken, şimdi dişiliği ile
hormonlarımı hareket ettiriyordu. Beni görüp yanıma geldi. Yanağımı öptü. “
Buraya içmek için gelmediğini ikimizde biliyoruz ama bu akşam seninle olamam.
Erkek arkadaşımın doğum günü partisine gideceğim. Bir de o gece harikaydın.” Dedi.
Rahatlığı karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim. “ Erkek arkadaşın derken?”
dedim. “Bunun bir önemi var mı? Tanrının bana verdiği bu kuyuya ne kadar çocuk
gömebilirsem o kadar hayatım güzelleşir değil mi?”. Yıllarca bu mantıkla
yaşayan bana Şermin’in düşünceleri öylesine mantıksız gelmişti ki. Onun bekaret
kemerinin hiç çözülmemiş olmasını dilemiştim. Bir gecelik aşkı hiç yaşamasaydık
demiştim. “ Ama bu kadar rahat nasıl olabiliyorsun? Kadınlığının hiç mi önemi
yok?” dedim kolundan tutup. Gözleri önce koluna ilişti. Sonra yapmam gereken
şeyi yapmam için bekledi. Fakat yapmadım. O kolu tutup onu bu fahişe hayatın içinden çıkartmak
istedim onu. “Kadınlık mı? Boşversene ihtiyar. Kadınlık derken bile bir sıfatı
yok bedenin. İsimlendirilmişiz sorsan. Benim adım Şermin senin ismin ise
sensin. Tanrı bizi dünyaya boşalmış . Tıpkı o gece peçeteye boşaldığın gibi.
Böyle bir midesizliğin içinde bana ahlak dersi mi vereceksin? Benimle yatmak
istiyor musun, istemiyor musun? “ deyip
kolunu parmaklarımın arasından bir hamlede çekti. “ Hayır ben seninle yatmak
istiyorum elbette. Deli gibi,çılgın gibi, azgın gibi istiyorum. Ama sadece
benimle yat istiyorum bir yandan. Bedenini fahişeliğe devşirme.” Deyip
yalvarırcasına gözerine baktım. Ama biliyordum sözlerimi duymamıştı bile. O
kendi tanrı anlayışını çoktan benimsemişti. Oysa ki bende aynı şeyleri
düşünüyordum onunla. Ama yanlış bir şeyler vardı. Benim hayatıma soktuğum
kadınların haddi hesabı yokken bunu ahlaksızlık olarak görmüyor, Şermin’in
hayatına benden başka erkek sokmasını fahişelik olarak görüyordum.İçimden ‘
Siktir et. İstediği seks ise sek gitsin.’diyordum. Sek sek oynaya oynaya
öğrenmemiştim oysa seksi. Kızdım kendime. ‘O daha bir çocuk!’ diyordum
kulağımda iniltileri çınlarken.
“ Çok şey istiyorsun sen ihtiyar.”
Dedi hayallerimi darma dağın ederek. “ Sen gecelik ilişki değil de belki yıllık
belki aylık sürecek bir ilişki arıyorsun. Ücretimi verdiğin sürece bir ömür
katlanabilirim sana. Ama bedenimden verdiğim bu ikramı hoşuma gittiğin için
verdiğimi sanma. Biraz para hayatı güzelleştirir.” Deyip çürük bir gülüş attı gözlerime. O an
tiksindim. Midem kalktı. Sonra midemin olmadığını anımsadım. Ben değil miydim
yıllarca farklı zeminlerde aşkı tadan? Şermin’in
gözlerine baktım. Kolunu tutan elimi şiddetle yüzüne çarpıp barın kapısından
koşar adım çıktım. O tokatı geçmişteki ahlakıma atmıştım aslında. Erkeklerin
dilediğince cinsellik yaşayıp fors attığı, kadınların severek ilişkiye girdiği
halde fahişe olduğu bir dünyanın tam ortasında öldürmek istedim kendimi. Bu
kadar yalnız olamazdım bu evrende.
Şermin söyledikleriyle bana öyle
darbeler vurmuştu ki günlerce evde tıkılıp kalmıştım. Sonra onun tenini
arzulayıp o bara tekrar gittiğimde onun işi bıraktığını öğrenmiştim. Şehrin her
köşesine bakmıştım. Ama hiçbir yerde yoktu. Sanki o tokatla onu yerin dibine
sokmuştum. Öylesine üzülmüştüm ki sonra ağlayasım gelmişti. Onu bulup yolunun
yanlış olduğunu ve beraber doğru yola girebileceğimizi söylemek istemiştim.
Tanrının değil de Allah’ın kulu olduğumuzu ve onun bizi sandığı gibi dünyaya
göndererek lanetlemediğini anlatmak istemiştim. İçimdeki bu maneviyatın
çocukluktan gelen dini eğitimden geldiğini biliyordum. Bu bilgilerimi onunla
paylaşmak istiyordum. Üstelik artık doğru ile yanlışı ayırabiliyordum. Her
gidişin bir dönüşü olmadığını biliyordum ama bir yol ayrımı olduğunu
biliyordum.Bunları ona da anlatmak istiyordum fakat ona ulaşamıyordum.
Bir gün kalkıp kahvaltılık almak için
markete inmiştim. Kahvaltılık ve bir de gazete almıştım. Kahvaltımı yaptıktan
sonra çayımı yudumlayıp gazeteyi okumaya başlamıştım. Gazetenin beşinci
sayfasına geldiğimde yıllardır gözlerime hapsolmuş yaşlarım dökülmeye
başlamıştı. Annemin ölümünden sonra ilk defa ağlamıştım. Haber de “Yirmi üç
yaşındaki B.A bardan çıktıktan sonra
tecavüz edilip öldürüldü.”yazıyordu. Kız benim çok iyi tanıdığım, teninde can
bulduğum Şermin’den başkası değildi.
Saatlerce habere bakıp ağlamıştım. O kız küçük bedeni ile bana öylesine
büyük hayat dersi , fakat seçtiği yolun hezimetine uğrayıp erken tatmıştı
soluksuzluğun tadını.
Oysa o bedeninde ruh varken bile
çoktan ölmüştü. Ama ölürken bana can katmıştı.
Annemden sonra beni ağlatan tek
kadın. Küçük kız Şermin…
Mustafa Aksoy
16/01/2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Lütfen yorumlarınızda kullandığımız kelimelere dikkat edelim.